tomeytocuüyss

Bu sene hayatımda ilk defa altın aldım. Hep yükselir en garanti yatırım dediler güvendim. Anında piyasalar değişti. ‘Altın fiyatlarında ŞOK düşüş’ yazan manşetler boy boy.

Yıllardır ağzıma sürmezdim, şimdiyse canım her gün domates suyu içmek istiyor. Heyecanla evime en yakın Migros’a gittiğimdeyse acı gerçekle karşılaştım. Koskoca Migros çalışanları domates suyu siparişleri süresiz olarak iptal edildiği için dertli.

Yoga yapmaya başladım, yoga yüzünden parçalanan ailelerin haberleri düştü gelen kutuma.

Köpekbalıklarının soyunun tükenmesi de an meselesi olabilir.

Sevmediğiniz ne varsa beni üzerine salın olur mu?

Enceladus.

Enceladus.

Alper Kamu - Cehennem Çiçeği

'Devinimin olduğu yerde ışık, ışığın olduğu yerde kaçınılmaz biçimde gölge vardır. Hayat ışıkla mümkünse de, hayatın anlamı gölgelerde saklı durur. Zamanın ölü doğmuş çocuklarını görürsünüz karaltıların içinde. Sözcükler, suskunluklar, şarkılar, ağıtlar, yeminler, ihanetler, kahkahalar, gözyaşları, sevinçler, hayal kırıklıkları ve yüzler… En çok da yüzler. Neden söz ettiğimi biliyorsunuz. Bütün aşklar küllenir, bütün babalar ölür, bütün hikayeler biter. Birinin yıkıntıların nöbetini tutması gerekir. İşte o yüzden, biri hariç, bütün çocuklar büyür.
Gölgesini kaybeden insan, gölgenin kendisine dönüşür.’

Alper Canıgüz

kendi geleceğine düşmek


‘Hepimiz kafasına elma düşünce yer çekimini keşfeden Newton’ı biliyoruz di mi? Ha, işte o tam olarak öyle değilmiş. Madde, yani kütle, etrafındaki uzay zamanını büküyormuş ve uzay zamanındaki bu bükülmüş geometriye yerçekimi deniyormuş. Zaman, bu kütlenin çekim alanında olan bir gözlemciye göre daha yavaş akıyormuş. Yani ayağımız takıldığında sadece yere değil, aynı zamanda kendi geleceğimize de düşüyormuşuz. Onu görene kadar ben de bu sözlerden hiçbir şey anlamamıştım.’

00:16:45-00:17:45 arasını izleyiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=ESvfQeEn5TU

berkun oya demiş ki


'Her insan, özündeki acı anlamsızlığıyla bizi dipsiz kuyularda merdivensiz bırakan bu hayatı, mümkün mertebe katlanılır kılmaya çalışır. Kendi meşrebince, kendi becerisi kadar. Mükemmel bir hayat yoktur. Mükemmel, mümkünü imkânsız kılar. Mesele, hayatı mümkün kılmak. Mükemmel, insanı bozar. Mazhar Osman, delileri iyileştirmek için 'Meşguliyetle tedavi' adını verdiği bir yöntem uygularmış. Bakırköy'deki hastaneyi kurarken, duvarları boyatmış onlara, türlü türlü iş yaptırmış. Biz insanlar, hepimiz, psikozun kapısında, kuyrukta bekleyen adaylarız. Hiç farkında olmadan, meşguliyetle tedavi ederiz kendimizi. Muhsin Bey çiçekleriyle konuşurdu, Sezen Aksu şarkı yazar, Tarlabaşı'nda bir kadın, bir ömür çamaşır asar. Türlü türlü meşguliyetlerdir, hayatı mümkün kılan, kimi müezzin olur, kimi aşık, kimi başbakan. İnsanı hayvandan ayıran en önemli farkın boşluk duygusu olduğunu düşünmüşümdür her zaman. Rakunların içine birden sebepsiz sıkıntılar çökmüyordur herhalde, zengin bir evin kedisi ‘Her şeyim var, niye hâlâ mutsuzum’ yazmıyordur günlüğüne. Biz insanlar ise bir ömür boşluk duygusuyla mücadele ederiz. Zengini fakiri, mutluyu mutsuzu, bir an gelir, herkesi vurur boşluk duygusu. Güneşli ve güzel bir günde, bir mağaza vitrinine bakarken de gelir, haberleri dinlerken de, bir imza atarken de, hem de kendi düğününde… Bu yüzden çocuk yapar insanlar, bu yüzden çocuk kalır. Büyüdükçe artar çünkü bu duygu, en beklenmedik anda insanı esir alır. Bana göre biz insanlar, hayvanlardan bu yüzden ayrılır ve birbirimize en çok bu konuda benzeriz. Tekerlekli boy aynalarıyız sokaklarda hepimiz, kime baksak, kendimiz. İşte bu yüzden, hep bir meşguliyet bulmak gerek, en kolayı değilse de en kârlısı da, sevmek. İş gibi sevmeliyiz, bir mesaidir sevmek. Para pul, yatırım istemez, sermayesi doğuştan, vakit güzel geçer, hayat mümkün olur, tek bir insanı olsun, sevdiğini hatırladıkça insan.’

BERKUN OYA

sınırları zorlamak

imagesınırları zorlamak istiyorum diye uyandım bugün.

cumartesi sabahı.
erkenden uyandım.
bacaklarım kollarım ağrıyor. bir önceki günden kalma kas ağrıları.
yıllar yıllar sonra tekrar kusma ve bayılma eşiğine gelene kadar bedenimi yormaya başladım. keşke bir alışveriş merkezinin kurumsallara ve paralı ev hanımlarına özel tasarladığı dört duvar arasında olmasaydı ama çok da şikayet etmeye gerek yok.

tüm bu kas ağrılarıyla ilgili güzel şey, bedensel sınırlarını aşmaya çalışırkenki ne korkunun ne kaygının ne de gereksiz özgüvenin olmadığı o mücadele anını hatırlatması. elektrikler kesilip de koşu bandı durmadığı sürece dışardan hiç bir müdahale, hiç bir destek, hiç bir köstek olmadan yapabildiğini görebilmek. nefesin kesilse, bacakların tutmasa, dudakların kurusa, sucuk gibi terleyip gözünden yaş gelse de. aynı anda ne kadar güçlü ne kadar güçsüz ne kadar bağımlı ne kadar özgür ne kadar büyük ne kadar küçük olduğunu hissetmek. eğer o gün kendi koyduğun sınırı geçtiysen, sonra işine gücüne günlük dertlerine dönsen de içinde bir yerde yapmak istediğin her şeyi yapabilecek güçte olduğunu biliyorsun. üstelik bunun için uyuşturucu etkisi altında olmana gerek yok. daha ne olsun. verilen kilolar, sıkılaşan popolar, güçlenen kollar da yanına kar.

burdan hareketle, hayatta yapmak istediğin her şey için çalışmak yorulmak kusana bayılana kadar koşmak gerekiyorsa koşacaksın. koşarken kulaklarını tıkayacaksın. yerinde sayıyor gibi görünsen de aslında çok yol kat etmiş olacaksın. elektrikler kesilmediği, biri gelip de pisliğine koşu bandının fişini çekmediği sürece giderek kendini aşacaksın. sonunda çok başarılı olmuş, çok para kazanmışsın, herkes seni alkışlamış. o da işte şekillenen popo gibi yanına kar kalan kısmı.

sleepwalk with me

bu aralar..

.. yatakta dön dur. sonra kalk bir su iç. mutfak tezgahına yaslanıp boş boş fayanslara bak. odaya geri dön. yatağa yat. saate bak. yüz üstü dönersem kesin uyurum. kesin yüz üstü yatıyorum diye uyuyamıyorum. en iyisi tekrar bir saate bakayım. 01:13. bari çift olsaydı.

.. kafamda çalan şarkı: uyku tutmadı, gerçekler acı, senden sonra hiç kimsem olmadı. ah bu şehrin yalnızları.

.. şerefsiz köpek bobo’nun özlemi içindeyim. ne sevmişim ben onu meğer. şimdi yanımda olsaydın ya şebo. yanaklarını şişirerek puflasaydın. kolumun altına girip suratıma tıksırsaydın. kanepede sarılıp uyusaydık.. her gün evden çıkarken diyorum ki şimdi kapıyı açınca mesela bobo’yla karşılaşıyormuşum. km’lerce yol koşmuş, pis, çamur içinde, üstü yara bere, ne badireler atlatmış ama gelmiş paspasın üzerinde yatıyor olsa naparsın gizem. ben böyle hayaller içindeyken biliyorum ki sen ellere kuyruk sallıyorsun, pati atıyorsun, burun sürtüyorsun. şebo seni.

.. dexter 6. sezon son bölüme yaklaştık. spoiler vermek gibi olmasın ama dexter bittin oğlum sen.

.. annemleri göremiyorum. 22 aralık’ta dünyanın sonu gelirse çekeceğim vicdan azabı bu.

.. konusu açılmışken, hakkaten dünyanın sonu gelirse ölmeden önce aklımdan geçen son şey çok gerizekalı bir ırk olduğumuz olacak. yok efendim ölmeden önce yapmamız gereken 100 şey, yok efendim seeking a friend for the end of the world.. bu mu yani. son haftadayız hala çalış çalış çalış bu mu?

.. her akşam uyumadan önce bir bölüm planet earth izliyoruz. bazı hayvanlar bariz uzaylı.

.. köpekbalıkları gerçek olamaz.

.. fiziksel sınır çekmezsen zihinsel sınır bok çekersin.

.. en çok kullandığım kelimeler: içerik üretmek, video content, iş modeli, mecra, eren lütfeeen.

.. en son sleepwalk with me diye bir film seyrettim. çok tatlıydı. afişi kötü ama kendi iyi.

.. ofisimizi nişantaşı’na taşımakla birlikte ocak ayı itibariyle öğle arası spor seansı yapmak planlarım ve hayallerim arasında. beni tutan olursa kaslı kollarım ve fit vücudumla onu devre dışı bırakmasını bilirim. belki vucudumun yorgunluğu beynimin yorgunluğuna yaklaşabilirse uyuyabilirim de akşamları.

.. moda blogger’larını her gün tekrar tekrar çok tebrik ediyorum. bugün ne giydiydim konusundaki bitmek tükenmek bilmeyen motivasyonları takdire şayan. biraz bana da bulaşaydı iyiydi. hep jean hep kazak kendimden sıkıldım.

.. böyle akış halinde yazmak iyi geldi. hala uykum gelmedi ama en azından aklımdakileri formüle etmek suretiyle kendimi iş yapmış gibi hissediyorum.

.. şerefsiz köpek bobo dışında bir de bobo’yu beklerken var ya hayatımda. o işte heyecanlı baya.

.. argo’nun ekip gösterimine gittik, film harikaydı kesin seyredin ama warner bros’a iki çift lafım var. benim gözüm seyirdi 2 hafta o sette. 1200 fgr.’ye laf anlatmaya çalışırken boğazım şişti, gözümden yaş geldi. film çok güzel olmuş bütün emeklerime yüreğime ruhuma sağlık ama koca türk ekpiten 10 kişinin adını yazmak geri kalanı yok saymak ayıp olmamış mı?

.. sanırım kendimi sanata vericem.

.. saat 01:41. bari çift olsaydı.

notonlyberlin

İlginçtir ki çabuk sıkılan, sayılı konuda sabır gösterebilen, çok tekrar almayı sevmeyen biri olarak ritüelleri seviyorum. Gene ilginçtir ki ritüelleri sevmeme rağmen pek de bir ritüelim yok. (Bu sezon Pazartesi akşamlarının Dexter akşamları olması dışında. O da 5 bölüm sonra bitiyor.)

Hayatımda ritüellerin yeri olduğu tek bir dönem vardı, o da Berlin’de yaşadığım dönem. Mesela okulum Berlin’e trenle bir saat mesafedeydi ve o yolculuğa çıkışımın sözsüz kanunları vardı: 1-Fischerinsel’deki evimden çıkıp U2’ye atlayıp Alexanderplatz’a gidişim 2-İsmini hiç öğrenmediğim o dükkandan kahvemi ve sandviçimi alışım 3-Yakınındaki Dunkin Donuts’dan Bavyera kremalı donutı poşede atışım 4-55 geçe trenine binişim (verspaetung varsa 10 dakika gecikebilir) 5-Trene binince çalan playlist (trouble loves me üst üste dinlerdim) 6-Ağzım yanmasın ve dökülmesin diye dikkatle içtiğim kahve ve mideye götürdüğüm sandviç, dudaklarıma yapışan pudra şekeri. 7-Pilgram durağına gelince tamam az kaldı diyişim. 7-Franfurt Oder’de trenden inişim, hava güzelse yürümek hava bozuksa 3 veya 5 numaralı tramvaya binişim.

Belki başka bir şehirde hayat kurmak, kendimi oraya ait hissetmek için gerekli gücü bu tekrarlardan almışımdır, bilemiyorum. Bildiğim şey, bunca yıl geçtikten, onca yer gezdikten sonra dilimde hala Berlin var. Ne zaman bavyera kremalı donut tadı alsam, trouble loves me dinlesem, bir gram lafını duysam aklıma Berlin metrosunun kokusu gelir. O kış aldığım palto gözümün önüne gelir-ve o kışı geçirdiğim eldivenlerim. Hindistan cevizli duş jelim. Patatesli soğanlı omlet. Odamın gün batımındaki manzarası. Ayşegül. Bisiklet kilidimin çıkardığı klik sesi. Alper’in kırmızı küçük televizyonu. Metro haritası. Market alışverişimin olmazsa olmazı ton balığı. Turmstrasse’den Kankalar Diyarı’na yürürken saydığım adımlar… Ve içimden o Gizem’e kocaman sarılmak gelir.

twitter.com/gizemelci

view archive



about

bobo'yu beklerken

portfolio

facebook

twitter

Ask me anything