Biz bi şarkı yapmıştık. Ben yazmıştım, @tolgaturunz bestelemişti, Nil İpek söylemişti. Etrafımdaki herkes de defalarca dinlemişti :)

Çok bunaldığım zamanlarda annemin şu özlü sözünü hatırlıyorum: 'Umutsuzluğa kapıldığında Leia'nın gözlerinin içine bak, hayatın anlamı orda saklı.' ve Leia’nın gözlerinin içine bakıyorum. Boş boş bana bakıyor garibim.


Üstümüze üstümüze gelen bir görüntü, ses, bilgi kirliliği içinde geçiyor günlerimiz. Evrenin boyutunu aşağı yukarı hayal edince, insanlar olarak bu kadar bilmişlik taslamamız düpedüz küstahlık. Bilim, teknoloji ve tasarımdaki gelişmeler bir yana, hala plastik tuvalet terliklerin reklamı çıkıyor karşıma facebook’ta. Üzülüyorum diyemem ama garip bir hüzün kaplıyor içimi. Olsun kaplasın diyorum. Neticede şu hayatta kendime en yakın bulduğum kişi, 5 yaşında bir velet. Üstelik bir roman kahramanı.

Yine de insana en iyi gelen şey gülmek. Buna eminim. Böyle kahkahalarla uzun uzun gülmek her nasılsa bünyeye çok iyi geliyor.

tomeytocuüyss

Bu sene hayatımda ilk defa altın aldım. Hep yükselir en garanti yatırım dediler güvendim. Anında piyasalar değişti. ‘Altın fiyatlarında ŞOK düşüş’ yazan manşetler boy boy.

Yıllardır ağzıma sürmezdim, şimdiyse canım her gün domates suyu içmek istiyor. Heyecanla evime en yakın Migros’a gittiğimdeyse acı gerçekle karşılaştım. Koskoca Migros çalışanları domates suyu siparişleri süresiz olarak iptal edildiği için dertli.

Yoga yapmaya başladım, yoga yüzünden parçalanan ailelerin haberleri düştü gelen kutuma.

Köpekbalıklarının soyunun tükenmesi de an meselesi olabilir.

Sevmediğiniz ne varsa beni üzerine salın olur mu?

Alper Kamu - Cehennem Çiçeği

'Devinimin olduğu yerde ışık, ışığın olduğu yerde kaçınılmaz biçimde gölge vardır. Hayat ışıkla mümkünse de, hayatın anlamı gölgelerde saklı durur. Zamanın ölü doğmuş çocuklarını görürsünüz karaltıların içinde. Sözcükler, suskunluklar, şarkılar, ağıtlar, yeminler, ihanetler, kahkahalar, gözyaşları, sevinçler, hayal kırıklıkları ve yüzler… En çok da yüzler. Neden söz ettiğimi biliyorsunuz. Bütün aşklar küllenir, bütün babalar ölür, bütün hikayeler biter. Birinin yıkıntıların nöbetini tutması gerekir. İşte o yüzden, biri hariç, bütün çocuklar büyür.
Gölgesini kaybeden insan, gölgenin kendisine dönüşür.’

Alper Canıgüz

kendi geleceğine düşmek


‘Hepimiz kafasına elma düşünce yer çekimini keşfeden Newton’ı biliyoruz di mi? Ha, işte o tam olarak öyle değilmiş. Madde, yani kütle, etrafındaki uzay zamanını büküyormuş ve uzay zamanındaki bu bükülmüş geometriye yerçekimi deniyormuş. Zaman, bu kütlenin çekim alanında olan bir gözlemciye göre daha yavaş akıyormuş. Yani ayağımız takıldığında sadece yere değil, aynı zamanda kendi geleceğimize de düşüyormuşuz. Onu görene kadar ben de bu sözlerden hiçbir şey anlamamıştım.’

00:16:45-00:17:45 arasını izleyiniz.

https://www.youtube.com/watch?v=ESvfQeEn5TU

berkun oya demiş ki


'Her insan, özündeki acı anlamsızlığıyla bizi dipsiz kuyularda merdivensiz bırakan bu hayatı, mümkün mertebe katlanılır kılmaya çalışır. Kendi meşrebince, kendi becerisi kadar. Mükemmel bir hayat yoktur. Mükemmel, mümkünü imkânsız kılar. Mesele, hayatı mümkün kılmak. Mükemmel, insanı bozar. Mazhar Osman, delileri iyileştirmek için 'Meşguliyetle tedavi' adını verdiği bir yöntem uygularmış. Bakırköy'deki hastaneyi kurarken, duvarları boyatmış onlara, türlü türlü iş yaptırmış. Biz insanlar, hepimiz, psikozun kapısında, kuyrukta bekleyen adaylarız. Hiç farkında olmadan, meşguliyetle tedavi ederiz kendimizi. Muhsin Bey çiçekleriyle konuşurdu, Sezen Aksu şarkı yazar, Tarlabaşı'nda bir kadın, bir ömür çamaşır asar. Türlü türlü meşguliyetlerdir, hayatı mümkün kılan, kimi müezzin olur, kimi aşık, kimi başbakan. İnsanı hayvandan ayıran en önemli farkın boşluk duygusu olduğunu düşünmüşümdür her zaman. Rakunların içine birden sebepsiz sıkıntılar çökmüyordur herhalde, zengin bir evin kedisi ‘Her şeyim var, niye hâlâ mutsuzum’ yazmıyordur günlüğüne. Biz insanlar ise bir ömür boşluk duygusuyla mücadele ederiz. Zengini fakiri, mutluyu mutsuzu, bir an gelir, herkesi vurur boşluk duygusu. Güneşli ve güzel bir günde, bir mağaza vitrinine bakarken de gelir, haberleri dinlerken de, bir imza atarken de, hem de kendi düğününde… Bu yüzden çocuk yapar insanlar, bu yüzden çocuk kalır. Büyüdükçe artar çünkü bu duygu, en beklenmedik anda insanı esir alır. Bana göre biz insanlar, hayvanlardan bu yüzden ayrılır ve birbirimize en çok bu konuda benzeriz. Tekerlekli boy aynalarıyız sokaklarda hepimiz, kime baksak, kendimiz. İşte bu yüzden, hep bir meşguliyet bulmak gerek, en kolayı değilse de en kârlısı da, sevmek. İş gibi sevmeliyiz, bir mesaidir sevmek. Para pul, yatırım istemez, sermayesi doğuştan, vakit güzel geçer, hayat mümkün olur, tek bir insanı olsun, sevdiğini hatırladıkça insan.’

BERKUN OYA

sınırları zorlamak

imagesınırları zorlamak istiyorum diye uyandım bugün.

cumartesi sabahı.
erkenden uyandım.
bacaklarım kollarım ağrıyor. bir önceki günden kalma kas ağrıları.
yıllar yıllar sonra tekrar kusma ve bayılma eşiğine gelene kadar bedenimi yormaya başladım. keşke bir alışveriş merkezinin kurumsallara ve paralı ev hanımlarına özel tasarladığı dört duvar arasında olmasaydı ama çok da şikayet etmeye gerek yok.

tüm bu kas ağrılarıyla ilgili güzel şey, bedensel sınırlarını aşmaya çalışırkenki ne korkunun ne kaygının ne de gereksiz özgüvenin olmadığı o mücadele anını hatırlatması. elektrikler kesilip de koşu bandı durmadığı sürece dışardan hiç bir müdahale, hiç bir destek, hiç bir köstek olmadan yapabildiğini görebilmek. nefesin kesilse, bacakların tutmasa, dudakların kurusa, sucuk gibi terleyip gözünden yaş gelse de. aynı anda ne kadar güçlü ne kadar güçsüz ne kadar bağımlı ne kadar özgür ne kadar büyük ne kadar küçük olduğunu hissetmek. eğer o gün kendi koyduğun sınırı geçtiysen, sonra işine gücüne günlük dertlerine dönsen de içinde bir yerde yapmak istediğin her şeyi yapabilecek güçte olduğunu biliyorsun. üstelik bunun için uyuşturucu etkisi altında olmana gerek yok. daha ne olsun. verilen kilolar, sıkılaşan popolar, güçlenen kollar da yanına kar.

burdan hareketle, hayatta yapmak istediğin her şey için çalışmak yorulmak kusana bayılana kadar koşmak gerekiyorsa koşacaksın. koşarken kulaklarını tıkayacaksın. yerinde sayıyor gibi görünsen de aslında çok yol kat etmiş olacaksın. elektrikler kesilmediği, biri gelip de pisliğine koşu bandının fişini çekmediği sürece giderek kendini aşacaksın. sonunda çok başarılı olmuş, çok para kazanmışsın, herkes seni alkışlamış. o da işte şekillenen popo gibi yanına kar kalan kısmı.

sleepwalk with me